Bir sansür kafesinin içindeyiz. Her emsali gibi duvarları her geçen gün biraz daha sıkışıyor. Her an biraz daha dar bir alana kısılıyor mahkûmiyetimiz. Önünde sonunda bu işkencede ezileceğimizi biliyoruz ama yine de bir umut taşıyoruz. Ve ne acı ki bu umut hiçbir şeye derman olmuyor.
Geçtiğimiz hafta Facebook’ta poker oyunu var diye üreticisi Zynga’ya erişim engeli konuldu. Aynı firmanın Facebook’ta ayrı bir fenomene dönüşen Farmville oyunu da bu vesileyle engellenince memlekette kıyamet koptu. Sansürü uygulayan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (sansür için ne güzel bir isim) para karşılığı kumar oynatıldığına yönelik şüphe üzerine siteye erişimi engellediklerini ancak gelen açıklama ve telefonlar sonucu siteyi tekrar erişime açtıklarını söyledi. Şikâyetle kapatan incelemeyi de ancak şikâyetle yapar tabii.
İnsan düşünmeden edemiyor; keşke Facebook’ta koyun otlatma hakkı elinden alındı diye ayağa kalkan halkımız sansürde can veren diğer 6 bin site için de aynısını yapsaydı…
Mahrum bırakıldığımız bu 6 bin sitenin 2 binden fazlasında rol sahibi kendi iddiasına göre Türk müzik sektörünün temsilcisi MÜYAP. Suçları korsan müzikle ilgili faaliyet göstermeleri. Fakat içlerinde bir kısmı aslında korsan müzik olayıyla hiçbir ilgisi olmayanlar. Yazılım siteleri örneğin. Paylaşım yazılımları DA dağıtıyor diye kapandılar. Banknot kopyalanabilir diye renkli fotokopi cihazı satan dükkanların kalpazanlığa yataklık yapmaktan tutuklanması misali…
Ama şikâyetçi MÜYAP olunca, bilirkişiler bilmeyince, uzman mahkemeler ve karşı tarafın MÜYAP gibi hukuk mücadelesi verecek milyonlarca liralık serveti olmayınca MÜYAP’ın aklına düşen site ertesi sabah internete veda ediyor. Böyle yetki sultanda yok…
TMSF Başkanı Ahmet Ertürk geçen sene MÜYAP’a yönelik şöyle bir iddiada bulunmuştu: “Ben bir vatandaş olarak o piyasanın nasıl çalıştığı konusunda şeffaflık ve hesap verebilirlik istiyorum. Ödediğimiz milyonlarca doların nereye gittiğinin hesabını bilmek istiyorum. Sanatçı hakkı koruma adına ortaya çıkan bu birliklerin topladıkları paraların ne kadarını sanatçılara verdiğini öğrenmek istiyorum. Sanatçıların da, kendi haklarını koruma iddiasıyla ortaya çıkan bu kuruluşlarla ilgili açıkça çıkıp konuşmalarını rica ediyorum”. Yetinmemiş, MÜYAP’ı eşkıya olarak tanımlamıştı.
Buna rağmen MÜYAP topladığı teliflerin hesabını halen şeffaf olarak açıklamış değil. Sektörün kaybını tanımlarken suratımıza çarpılan rakamları nedense kendi hesapları için aynı hevesle vermiyorlar.
Diğer yandan üç büyük yalana inanmamız için ellerinden geleni yapıyorlar. Birincisi internette para istemeden, gelir beklemeden gerçek hayatta arkadaşıyla sevdiği bir kitabı ya da CD’yi paylaşır gibi içerik paylaşanları sokakta tezgah açan korsanlarla bir tutmamızı istiyorlar. Öyle olmadığını bal gibi biliyoruz. İkincisi iddialarının aksine hem yapıları hem de icraatları açısından sanatçıları değil, üyesi olan 127 müzik yapım şirketini savunuyorlar. Son olarak da bu cezalarla, davalarla, sansürlerle müzik sektörünü kurtarabileceklerini iddia ediyorlar. Oysa bu taktik hiçbir ülkede işe yaramadı. Kendileri de bilse de bu tiyatroda herkesin rolü, repliği belli…
Bakmayın müzik sektörü tek mağdur da değil; kitap ve film sektörü resmen kan ağlıyor. Hatta birkaç yapımın gişe geliri olmasa Türk film yapımcılarının harakiri yapması gerek.
Nedir çözüm peki?
Hiçbir cezanın internetteki paylaşımı ya da korsanı geriletemeyeceğini örneklerle görüyoruz. Dijital yasal gelirler artıyor ama eski kârlı günlerin geri gelmeyeceği de ortada. Bugün dernekleriyle ortalığı inleten yapım şirketlerinin; yani ‘aracıların’ da ömrü uzun değil. İnternetinse ekonomik hatta ücretsiz dağıtım kanallarıyla çoğunluğun öncelikli müzik, film ve kitap satın alma merkezi olacağı kesin.
Bense bütün bu süreçte ‘paylaşım vergisi’ türevi bir şeyin sancılı bir süreçten bile geçse hem üretici hem de tüketiciler tarafından kabul göreceğini ve sektöre yepyeni bir soluk getireceğini düşünüyorum.
Örneğin bu ülkede 25 milyondan fazla internet kullanıcısı var. Aylık 10 TL paylaşım vergisi diye bir şey olsa ve bunu ödeyen internette istediğini çekse, izlese, dinlese? Kullanıcıların beşte biri bile kabul etse yıllık 600 milyon liralık bir fon çıkar.
Yarısındansa 1.5 milyar TL. Şu an kıyas bile götürmeyecek kadar az gelirin elde edildiği bir pazar için yabana atılır bir gelir değil.
Sizce film, müzik ve kitap sektörü Türkiye’de kişi başı aylık 10TL ortalama geliri rüyasında görebilir mi? 10TL farazi bir rakam; daha az da olabilir.
Üstelik bu model farklı şekillerde denenmiş ve mantıklı sonuçlar yaratmayı başarmış. Tamamen yasal, ölçülebilir ve adil bir fon ve pazar. Tüketimin her adımı kayıtlı olduğundan toplam gelirden kimin ne kadar pay alacağı da ortada. Burada detaylarını uzun uzun anlatamayacağım ama bu konuyla ilgili blogumda geçen ay detaylı bir yazı yazdım; merak eden getir.net/866 adresinde gelen yorumlarla birlikte okumasını tavsiye ederim.
(Link: http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=957581&Yazar=M.%20SERDAR%20KUZULO%C4%9ELU&Date=05.10.2009&CategoryID=105)